İNSANIN EĞİLMEYEN TARAFI
Minnet Eylemem üzerine tarihsel bir anlatı
1. İNSAN İLK NE ZAMAN EĞİLDİ?
İnsan, ilk kez ne zaman eğildi bilinmez.
Belki bir hükümdarın huzurunda başını yere indirdiğinde… Belki kendisine sunulan bir lokmanın karşılığında susmayı kabul ettiğinde… Belki de yalnız kalmamak için doğru bildiği sözü içine gömdüğünde…
İnsanın tarihi yalnızca kurduğu şehirlerin değil, önünde eğildiği güçlerin de tarihidir.
Tahtlar değişti. Efendiler değişti. İtaatin adı değişti.
İnsanın kabul edilme arzusu ise aynı kaldı.
Sarayların kapıları büyüdükçe içeri girenlerin sesi küçüldü. Kimi hükümdarın sofrasında oturmayı özgür yaşamaya tercih etti. Kimi sarayın dışında kaldı fakat kendi sözünün içinde yaşadı.
Tarih tahta oturanların adını yazdı.
İnsanlık ise o tahtın önünde eğilmeyenleri hatırladı.
Hâr içinde biten gonca güle minnet eylemem,
Arabî, Farisî bilmem; dile minnet eylemem.
2. SÖZÜN BEDELİ
Bir zamanlar şairler sözlerini yalnızca mürekkeple değil, hayatlarıyla yazardı.
Bir cümle sürgün, bir düşünce zindan, bir itiraz ölüm demekti. Buna rağmen bazıları, sustuğunda yaşayacağını bildiği hâlde konuşmayı seçti.
Nesîmî’nin itirazı yalnızca bir hükümdara karşı değildi. İnsanın onurunu korkunun ve çıkarın üzerinde tutabileceğinin ilanıydı.
Çünkü insanın önündeki en büyük zalim her zaman bir hükümdar değildir.
Bazen makamını kaybetme korkusudur.
Bazen rahatından vazgeçememesi…
Bazen de herkes susarken konuşmanın bedelidir.
Sırat-ı müstakim üzre gözetirim Rahîm’i,
İblisin talim ettiği yola minnet eylemem.
İnsanın gerçek sınavı doğru yolu bilmesi değil, yanlış yol kendisine çıkar sunduğunda yönünü koruyabilmesidir.
3. GÖRÜNMEYEN HÜKÜMDARLAR
Bugün saray kapılarında eğilmiyoruz.
Fakat kabul görmek için düşüncelerimizi değiştiriyor, dışlanmamak için inanmadığımız sözleri tekrarlıyor, görünür kalmak uğruna kendimizden eksiliyoruz.
Bir zamanlar hükümdarların tahtları ve mühürleri vardı.
Bugünün görünmeyen hükümdarları ise makamlar, unvanlar, kalabalıkların hükmü, beğeniler ve takipçi sayılarıdır.
İnsan önünde diz çökeceği bir taht görmediği için özgür olduğunu sanıyor.
Oysa bazen en ağır zincir, başkalarının bizim hakkımızda ne düşüneceğidir.
Bir zamanlar sözünü söylediği için sürgüne gönderilen insan vardı.
Bugün birkaç kişi kendisini beğenmeyecek diye yazdığı cümleyi silen insan var.
Tahtlar görünmez oldu.
Korku aynı kaldı.
Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına,
Rızkımı veren Hüda’dır; kula minnet eylemem.
4. İNSANIN İÇİNDEKİ TAHT
Minnet eylememek, iyiliği unutmak değildir.
Vefa, gördüğün iyiliği kalbinde taşımaktır. Teslimiyet ise o iyiliğin karşılığında iradeni bırakmaktır.
Bir lokma veren, düşünceni satın alamaz.
Bir kapı açan, seni ömür boyu eşiğinde bekletemez.
Bir makam sunan, vicdanına hükmedemez.
İyiliğe teşekkür edilir.
Fakat insanın ruhu hiçbir lütfun karşılığı olamaz.
Her insanın içinde küçük bir taht vardır. Kimi oraya korkusunu, kimi çıkarını, kimi de başkalarının onayını oturtur. Sonra bütün ömrünü o görünmeyen hükümdarı memnun etmek için geçirir.
Özgürlük, hiç kimseye ihtiyaç duymamak değildir.
Özgürlük; ihtiyaç duyarken bile kendinden vazgeçmemek, yanlışın karşısında sesini korumak ve kendisine sunulan dünya karşılığında vicdanını vermemektir.
Yeryüzünün halifesi hünkâra minnet eylemem.
Tahtlar yıkılır.
Hükümdarlar unutulur.
Kalabalık dağılır.
İnsana geriye, bütün bunların karşısında koruyabildiği kendi yüzü kalır.
Minnet eylemem.
Çünkü insanın gerçek asaleti, hiç kimseye ihtiyaç duymaması değil; gücün karşısında küçülmemesi ve yalnız kalma pahasına kendi vicdanına sadık kalabilmesidir.
Editörün Notu
Bu metin, Nesîmî’ye atfedilen “Minnet Eylemem” adlı eserin onur, özgürlük ve insan iradesinin hiçbir dünyevi güç karşısında teslim edilmemesi düşüncesinden ilham alınarak kaleme alınmıştır.
Kaynak eserin yeniden anlatımı değildir. Nesîmî’nin yüzyıllardır yaşayan itirazı, eski çağların tahtlarından günümüzün görünmeyen iktidarlarına uzanan özgün bir tarihsel anlatı içerisinde yeniden yorumlanmıştır.