ENFLASYON GERÇEKTE KİMİN VERGİSİ?
Paranın değer kaybı, gelir dağılımı ve görünmeyen servet transferi
Enflasyon genellikle fiyatların yükselmesi olarak anlatılır. Oysa mesele yalnızca marketteki etiketlerin değişmesi değildir.
Enflasyon; aynı parayla daha az ürün alabilmek, birikimlerin değer kaybetmesi ve gelirin fiyatlara yetişememesi demektir. TCMB de enflasyonu fiyatlar genel seviyesindeki sürekli artış olarak tanımlar ve yüksek enflasyonun paranın satın alma gücünü azalttığını belirtir.
Bu nedenle enflasyon, çoğu zaman “görünmeyen bir vergi” gibi çalışır.
Devlet tarafından doğrudan tahsil edilen hukuki bir vergi değildir. Fakat insanların cebindeki paranın gerçek değerini azaltarak harcama gücünün bir bölümünü sessizce ortadan kaldırır.
Vergi hesabınızdaki parayı azaltır; enflasyon ise o parayla satın alabileceklerinizi.
HERKES AYNI ENFLASYONU YAŞAMAZ
Açıklanan enflasyon oranı toplumun ortalama tüketim sepetini temsil eder. Ancak herkes aynı ürünleri aynı oranlarda tüketmez.
Düşük gelirli bir aile, bütçesinin büyük bölümünü gıda, kira, ulaşım ve enerjiye ayırır. Yüksek gelirli bir aile ise zorunlu ihtiyaçlarının ardından tasarruf yapabilir, yatırım araçlarına yönelebilir ve harcamalarını erteleyebilir.
Bu nedenle gıda ve konut fiyatları hızla yükseldiğinde düşük gelirli kesimin yaşadığı gerçek enflasyon, açıklanan ortalamanın üzerinde olabilir. OECD araştırmaları da düşük gelirli hanelerin zorunlu ihtiyaçlara daha fazla pay ayırdığı için yüksek enflasyondan orantısız biçimde etkilendiğini gösteriyor.
Aynı fiyat artışı herkes için aynı hayat kaybını yaratmaz.
Bir insan tatilinden vazgeçerken diğeri öğününden, ısınmasından veya eğitiminden vazgeçmek zorunda kalabilir.
KİM KAYBEDER?
Enflasyonun en ağır yükünü genellikle:
- Maaşı fiyatlar kadar hızlı artmayan çalışanlar,
- Emekliler ve sabit gelirliler,
- Birikimini nakit veya düşük getirili mevduatta tutanlar,
- Pazarlık gücü bulunmayan küçük işletmeler,
- Gelirinin çoğunu zorunlu ihtiyaçlara ayıran aileler
taşır.
Ücretler yılda bir veya birkaç kez güncellenirken fiyatlar her gün değişebilir. Ücret artışı geçmiş kaybı telafi etmeye çalışırken yeni fiyat artışları çoktan başlamış olabilir.
Bu durumda çalışan daha fazla para kazanıyor görünür; fakat gerçekte daha az tüketebilir, daha az tasarruf eder ve geleceğe daha az kaynak ayırabilir.
Gelirin artması zenginleşmek değildir; önemli olan gelirin satın alabildiği hayattır.
KİMLER KENDİNİ DAHA İYİ KORUR?
Enflasyon herkesi aynı ölçüde yoksullaştırmaz.
Gayrimenkul, döviz, şirket hissesi, değerli maden veya fiyatını hızla güncelleyebilen bir işletmeye sahip olanlar, servetlerini kısmen koruyabilir. Sabit faizli ve uzun vadeli borcu bulunanlar da gelirleri enflasyonla birlikte yükselirse borçlarının gerçek yükünün azaldığını görebilir.
Ancak bu durum otomatik değildir. Geliri artmayan bir borçlu için yüksek faiz ve hayat pahalılığı borcun taşınmasını daha da zorlaştırabilir.
Enflasyonun kazananı ve kaybedeni; kişinin gelirine, borcuna, sahip olduğu varlıklara ve fiyat belirleme gücüne göre değişir. Avrupa Merkez Bankası da beklenmeyen enflasyonun nominal borçların gerçek değerini azaltarak alacaklılardan borçlulara aktarım oluşturabileceğini; ancak sonucun gelir ve varlık yapısına bağlı olduğunu belirtiyor.
Asıl eşitsizlik burada başlar:
Varlığı olan fiyat artışına karşı korunabilir; yalnızca emeğiyle yaşayan ise fiyatların arkasından koşar.
GÖRÜNMEYEN SERVET TRANSFERİ
Enflasyon yeni bir servet yaratmaz; mevcut satın alma gücünün toplum içindeki dağılımını değiştirir.
Nakit birikimler değer kaybederken bazı gerçek varlıkların fiyatları yükselebilir. Maaşlar gecikmeli artarken fiyatlarını hızla değiştirebilen şirketler kendilerini daha erken koruyabilir. Küçük tasarruf sahibi kaybederken, bilgiye ve yatırım araçlarına erişebilen kesimler kaybı azaltabilir.
Bu nedenle yüksek enflasyon yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir sorundur.
İnsanların çalışma, tasarruf ve planlama isteğini zayıflatır. Uzun vadeli yatırımlar yerine döviz, altın ve gayrimenkul gibi korunma araçlarına yönelimi artırır. Sermaye üretime gitmek yerine değerini korumaya çalışır.
Sonuçta ülke daha çok para konuşur; fakat daha az üretim, teknoloji ve gelecek konuşmaya başlar.
TÜRKİYE İÇİN ENFLASYON SAVUNMA MODELİ
Enflasyonla mücadele yalnızca faiz artırmak veya fiyatları baskılamak değildir. Kalıcı çözüm; para, üretim, gelir ve denetim politikalarının birlikte yürütülmesidir.
1. KORU
Dar gelirli aileler, emekliler ve sabit gelirliler hedefli desteklerle korunmalıdır. Destekler herkese dağıtılmak yerine gıda, kira, enerji ve ulaşım yükü yüksek kesimlere yönelmelidir.
2. EŞLEŞTİR
Ücret ve sosyal destekler yalnızca genel enflasyona göre değil, düşük gelirli hanelerin zorunlu tüketim sepetine göre değerlendirilmelidir. Böylece kâğıt üzerindeki değil, yaşanan enflasyon dikkate alınır.
3. ÜRET
Gıda, enerji, konut ve temel sanayi ürünlerinde arz artırılmadan enflasyon kalıcı biçimde düşürülemez. Üretim kredileri ithalatı, enerji maliyetini ve lojistik kayıpları azaltan projelere bağlanmalıdır.
4. DENETLE
Piyasa denetimi fiyatları siyasi emirlerle belirlemek değil; kartelleşmeyi, stokçuluğu, kamu kaynaklı maliyetleri ve rekabet bozukluklarını izlemek olmalıdır. Devlet de vergi, harç ve yönetilen fiyat artışlarının enflasyona etkisini açıkça hesaplamalıdır.
5. İSTİKRAR SAĞLA
Para ve bütçe politikası birbiriyle çelişmemelidir. Bir kurum talebi sınırlamaya çalışırken diğerinin kontrolsüz harcama yapması, enflasyonla mücadeleyi zayıflatır. Güven veren, öngörülebilir ve ölçülebilir bir program uygulanmalıdır.
Koru → Eşleştir → Üret → Denetle → İstikrar Sağla
Bu modelin amacı fiyatları geçici olarak dondurmak değil; vatandaşın satın alma gücünü korurken enflasyonu doğuran yapısal nedenleri azaltmaktır.
SONUÇ: ENFLASYONUN FATURASI
Enflasyonun tek bir faili veya tek bir kazananı yoktur. Para politikası, bütçe açıkları, kur hareketleri, üretim yetersizliği, dış maliyetler, beklentiler ve piyasa yapısı birlikte etkili olabilir.
Ancak sonuç değişmez:
Enflasyonun faturasını, kendisini koruyacak varlığı ve fiyat belirleme gücü bulunmayanlar daha ağır öder.
Bu nedenle fiyat istikrarı yalnızca bir merkez bankası hedefi değildir. Aynı zamanda emeği, tasarrufu, toplumsal güveni ve adil gelir dağılımını koruma meselesidir.
Bir ülkede fiyatlar sürekli yükselirken herkes aynı oranda fakirleşmez. Bazıları servetini korur, bazıları ise sessizce geleceğinden harcar.
Gerçek ekonomik bağımsızlık yalnızca daha fazla para kazanmak değildir.
Kazandığımız paranın yarın da değer taşıyacağına güvenebilmektir.