Categories
Articles

İnsanın En Uzun Yolculuğu: Kendine Dönüş

Biz insandık, en son hatırladığım kadarıyla…

Peki, ne kadar insandık? Başkalarına kusursuz roller oynamak için mi yaşıyorduk, yoksa göğsümüzün ortasında hâlâ sızlayan o dürüst kalbi korumak için mi?

Kaçımızın içinde hayatın sertleştiremediği, kirletemediği bir çocuk kaldı bugün?

Geçim derdi, yetişme telaşı, her köşe başında karşımıza çıkan görünmez duvarlar… Hayatın acımasız dişlileri arasında savrulurken önce birbirimizi duymayı, sonra insana insan gibi bakmayı unuttuk. Bir başkasının acısına dokunabilmek, sevincini kendi sevincimiz gibi hissedebilmek giderek zorlaştı.

Neyse, dağılmasın zihnimiz.

Sahi, neydi insan olmak?

Sahip olduklarımızla değil, yalnızca var olduğumuz için mutlu uyanabilmekti belki. Bir nefesin, bir sesin, bir sofranın kıymetini bilmekti.

Bir bayram sabahının erken saatlerinde, sokaklar bile uykudayken içimizi dolduran o tarifsiz heyecanı hatırla. Yeni kıyafetlerimizi başucumuza koyduğumuz, sabahın bir an önce gelmesini beklediğimiz geceleri…

Ya da yılbaşı akşamlarını… Göz kapaklarımıza çöken uykuya direnerek biraz çerez, biraz meyve eşliğinde gece yarısını görmeye çalıştığımız zamanları. Çocukların uykuyla mücadele ettiği, büyüklerin samimi sohbetlerle gecenin içinde kaldığı o eski evleri…

Ne kadar küçük şeylerle, ne kadar büyük mutlu olurmuşuz.

Sonra büyüdük.

Sahip olduklarımız yetmemeye, hırslarımız sevinçlerimizden daha hızlı büyümeye başladı. Mutluluğu çoğaltmak yerine onu tüketmeyi öğrendik. Çocukken bir anın içine sığdırabildiğimiz o kocaman dünyayı, büyüdükçe hiçbir yere sığdıramaz olduk.

Peki ya hayallerimiz?

Süper kahramanları gerçekten var sanır, bir gün onların pelerinini bizim de takacağımıza inanırdık. Dünyayı değiştirebileceğimizi düşünürdük; çünkü dünya henüz bizi değiştirmemişti.

Ama çocukluk herkes için aynı masal değildi.

Kimi daha hayatın ilk basamaklarını çıkamadan acıyla ve şiddetle tanıştı. Küçücük omuzlarına yetişkinlerin bile taşımakta zorlanacağı yükler bırakıldı. Bazı çocuklar oyun oynamayı öğrenemeden hayatta kalmaya çalıştı; bazılarıysa bu dünyaya henüz doyamadan ona veda etti.

Bugün hâlâ dünyanın dört bir yanında çocuklar, hayal bile etmek istemediğimiz acıların içinde büyümeye çalışıyor. Biz kendi telaşlarımızın arasında kaybolurken onların sessizliği, insanlığımıza tutulmuş bir ayna gibi karşımızda duruyor.

Şimdi dön ve o aynaya dikkatle bak:

Sana ne oldu?

Kapat gözlerini. Geçmişteki en berrak, en gerçek hâline dön. Henüz kimseye kendini kanıtlamak zorunda olmadığın, sevilmek için başka biri gibi davranmadığın o zamana…

Sonra gözlerini aç ve bugüne bak.

Hayalini kurduğun o insan mısın gerçekten? Yoksa başkalarının beklentileriyle hareket eden, dışarıdan kumanda edilen, giderek hissizleşen birine mi dönüştün?

Bizi durmaksızın törpülüyorlar ve adına “uyum” diyorlar.

Neye uyum?

Kime uyum?

Bazen neye dönüştüğümüzü bile anlayamadan bu düzenin ruhsuz birer dişlisi hâline geliyoruz. Daha çok çalışıyor, daha çok tüketiyor, daha hızlı yaşıyoruz. Fakat bütün bu hızın içinde birbirimize yetişemiyoruz.

Bir insanın gözlerinin içine bakmaya, sesindeki kırgınlığı duymaya, “Nasılsın?” diye sorup cevabını gerçekten beklemeye vaktimiz kalmıyor.

Oysa Âşık Veysel’in sazının tellerine döktüğü insanlık böyle değildi:

Beni hor görme kardeşim
Sen altınsın, ben tunç muyum?
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün, ben sac mıyım?

Topraktandır cümle beden
Nefsini öldür ölmeden
Böyle emretmiş Yaradan
Sen kalemsin, ben uç muyum?

Âşık Veysel Şatıroğlu — “Beni Hor Görme Kardeşim”

Daha fazla söze ne hacet?

İsyanımız Yaradan’a değil; yaratılışın o asil gayesini unutan, insanlığından her geçen gün biraz daha eksilen insanın kendisine…

Belki de insanın en uzun yolculuğu, dünyayı dolaşması değil; hayatın gürültüsü içinde kaybettiği kendisine yeniden ulaşmasıdır.

Çünkü insan olmak yalnızca nefes almak değildir.

Bir başkasının acısını duyabilmek, sevincine yer açabilmek, düşene el uzatabilmek ve bütün sertliğine rağmen kalbini koruyabilmektir. Kimsenin görmediği bir anda bile vicdanından vazgeçmemektir.

Biz insandık, en son hatırladığım kadarıyla…

Şimdi asıl soru şu:

Hâlâ öyle miyiz?

 

Calendar

Ağustos 2026
P S Ç P C C P
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  

Kategoriler